ŞİDDET BULAŞICI MIDIR, YOKSA ÖĞRETİLEN BİR DİL Mİ?
Bir çocuğun eline kalem yerine öfke geçtiğinde, bu sadece bireysel bir kırılma değildir. Bu, toplumun aynasında çatlayan bir yansımanın sesidir. Son dönemde peş peşe yaşanan okul saldırıları, yalnızca güvenlik zafiyetiyle açıklanamayacak kadar derin bir meseleye işaret ediyor:
KOPYA DAVRANIŞ.
Çocuklar yalnızca gördüklerini değil, gördüklerinin nasıl yankı bulduğunu da öğrenir. Bir olayın kendisi kadar, o olayın nasıl konuşulduğu, nasıl paylaşıldığı ve nasıl “anlatıldığı” da öğreticidir. Şiddet, görünür oldukça sıradanlaşır. Sıradanlaştıkça ulaşılabilir hale gelir. Ve en tehlikelisi, bazı zihinlerde bir “ifade biçimi” olarak yer edinir.
Bir çocuk neden bir saldırıyı taklit eder? Çünkü o davranış, onun dünyasında bir anlam üretmiştir. Belki dikkat çekmenin en hızlı yolu olarak kodlanmıştır. Belki biriken öfkenin tek çıkışı gibi görünmüştür. Belki de yalnızca “görülmenin” bir yolu olarak…
Burada suç yalnızca o çocuğun değildir. Onu o noktaya getiren görünmez bir ağ vardır: ihmal, bastırılmış duygular, değersizlik hissi, sevgisizlik ve en çok da anlaşılmama hali. Ama bu ağın içine bir de medya dili eklendiğinde, mesele daha karmaşık bir hal alır. Her saldırı haberi, detaylarıyla servis edildiğinde; her fail, farkında olmadan “hikâyeye” dönüştürüldüğünde; her görüntü tekrar tekrar dolaşıma sokulduğunda… Aslında fark etmeden yeni senaryolar yazıyoruz. Ve o senaryoların en kırılgan izleyicileri çocuklar oluyor.
Çocuklar sınırları deneyerek öğrenir. Ama eğer o sınırlar bulanıksa, eğer doğru ile yanlış arasındaki çizgi sürekli ihlal ediliyorsa, çocuk kendi yolunu bulmaya çalışırken karanlığa sapabilir. Bu yüzden mesele sadece “neden yaptı?” sorusu değil. Asıl soru şu olmalı:
“Biz neyi görünür kıldık?” Şiddeti konuşmak zorundayız, ama onu büyütmeden. Anlamak zorundayız, ama meşrulaştırmadan. Anlatmak zorundayız, ama özendirmeden. Çünkü çocuklar sadece izlemiyor. Öğreniyor …. Şiddet bir sonuç. Asıl sorun, ihmal ile büyür. Bir çocuğun hayatında boşluk varsa, o boşluk sessiz kalmaz. Doldurulur. Kimi zaman öfkeyle, kimi zaman yanlış rol modellerle, kimi zaman da sadece görülme ihtiyacının çarpık bir yansımasıyla… İhmal, her zaman yokluk değildir. Bazen aynı evin içinde, aynı masada, aynı sessizlikte büyür. Çocuğun anlattığını yarım dinlemek, göz temasını es geçmek, duygusunu küçümsemek
Bunların hiçbiri “şiddet” olarak tanımlanmaz. Ama hepsi, şiddetin zeminini hazırlar. Çünkü anlaşılmayan çocuk, zamanla kendini anlatmanın başka yollarını arar. Ve o yollar her zaman doğruya çıkmaz. Son dönemde yaşanan okul saldırılarına bu pencereden bakmadan çözüm üretmek mümkün değil. Sadece güvenlik önlemleriyle, sadece cezalarla, sadece yasaklarla…
Bunlar sonucu bastırır, ama nedeni ortadan kaldırmaz. Çocuk, dikkat çekmek için bağırmayı öğrenir. Duyulmadığında, daha yüksek sesle bağırır. Yine duyulmazsa… bu kez sesi değişir. İhmal, görünmez bir süreçtir. Bir anda fark edilmez. Ama biriktiğinde, çok gürültülü sonuçlar doğurur. Ve biz çoğu zaman o gürültüyü konuşuruz.
Sessizliği değil. Oysa asıl mesele tam da orada başlar: Kimsenin bakmadığı, kimsenin sormadığı, kimsenin gerçekten dinlemediği yerde. Bir çocuğun hayatına dokunmak, onu kontrol etmek değil; onu görmekle başlar. Gerçekten görmekle. Çünkü şiddet, çoğu zaman bir çağrıdır. Ama biz o çağrıyı, ancak çok geç kaldığımızda duyarız.
Saygılarımla Gülşah Yılmaz
İmparator Gazetesi
